|
|
 |
|
|
 |
İki yüzlülüğün sonu yok!
Güvenlik konseyinde oylama yapıldı ve İran’a karşı yaptırımlar kullanılmasına oy çoğunluğu ile karar verildi. Bütün kulis çalışmalarına ve baskılara rağmen hedeflenen oy birliği sağlanamadı. Baskılar sonucunda bazI devletler karar değiştirip, “evet” deseler bile, Türkiye ile Brezilya kararlarında sebat edip, “hayır” oyu kullandılar.
“Hayır oyu ” kararının sebebini anlamak için işin başlangıç noktasına bakmak gerekir. İran, geliştirdiği nükleer enerjinin, İran halkının enerji ve sağlık konularında yararlanması için yapıldığını vurgulamakta ve tesislerini Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ( IAEA- International Atomic Energy Agency) kontroluna her zaman açmış bulunmaktadır. IAEA’nin yapmış olduğu teftişlerde durum ve beyana aykırı bir husus tespit edilememiştir.Bunu tüm BM üyeleri de bilmektedir.
İranın nükleer araştırmaları hakkında ki en büyük şikayet ve gürültüyü kopartan ülkeler ise ABD ve İsrail olmuştur. Her iki devlet de nükleer enerjiyi birçok sahada kullanmakta olup,ellerinde büyük nükleer savaş başlığı stokları bulunmaktadır. İsrail, IAEA kurumuna üye olmaya yanaşmamış ve, kendisi hakkında dışarıya hiç bir bilgi vermemektedir.
Türkiye, kuruluşundan bu yana “yurtta sulh, cihanda sulh” prensibini benimsemiş ve uygulamış olan bir ülkedir. Barışcıl girişimleri de bu konuda ilk olmayıp, daha önce de İsrail ile Suriye arasından “arabulucu” rolünü üstlenmiş bulunmaktadır. Diğer problemler de de barıştırıcı rol oynamaya çalışmıştır.
Türkiye, Ortadoğu’da Irak misali bir çatışma ve felaketin tekrar yaşanmaması için büyük gayret göstermektedir. Uluslararası bir krizde, tehditler ve yaptırımlar yerine, barışcıl yollarla ve diplomasi kanallarını çalıştırarak çözüm yollarını aramayı savunmaktadır.
Bu barışcıl metodları tavsiye eden Türkiye, bu konuda bir uygulama teklifi bile hazırlamıştır. Rusya ve Brezilya gibi ülkelerin de desteğini alarak bu teklifi Birleşmiş Milletlere götürmüştür. Dolayısı ile bütün bunları yapan Türkiye’nin, Güvenlik Konseyi oylamasında “Hayır” oyu kullanarak, “yaptırımlara karşı çıkması” en doğal ve mantıklı bir davranış tarzı olmuştur. Tavrını, prensibine göre saptamış ve uygulamıştır.
Batı’nın İki Yüzlülüğü:
* Batıda bir çok ülke sözel olarak ideal durumları saunmakta ama iş hakiki uygulamaya geldiği zaman da tamamen aksini yapmaktadır. Çoğu zaman, Batılı deletler, kararlarını, kimin “haklı olduğuna” göre değil de, kimin “güçlü olduğuna” göre şekillendirmektedirler.
* Kendi ülkelerinde “demokrasiyi”, “insan haklarını” ve “hukuğun üstünlüğünü” savunan ABD ve Batılı devletler, 2001 yılında Afganistanı ve 2003’den itibaren de, Irağı işgale başladıklarından beri savundukları prensiplerin tam tersini uygulamaya koymuş bulunmaktadırlar. İnsanları, sorgusuz, sualsiz öldürmüşler; kendi vatanlarının topraklarını savunanları “direnişçi” veya “terrorist” ilan ederek onları yok etme yoluna gitmişlerdir.
ABD ve Avrupa devletlerinin bu tutum ve davranışlarının küçük ve keskin bir yansıması da Israilde olmuştur. İsrailliler de Filistin topraklarını işgal ederek, Filistinli Arapların bütün insan haklarını, garantilerini, hukuksal haklarını yok sayıp, onları yok etme yoluna gitmişlerdir. Buna rağmen her yerde “demokrasi” ve “insan hakları savunucusu” olan ABD ve Avrupa devletlerinden hiç ses çıkmamış ve İsrail’e set çeken veya “yapma” diyen de olmamıştır.
* Şu günlerde İsraile arka çıkan Ingiltere, Fransa, Almanya ve Rusya dahil diğer Avrupa ülkeleri, II. Dünya Savaşı sonuna kadar geçen dönemler içinde kendi ülkelerinde “yahudi getoları” yaratmış, onları toplumdan tecrit etmiş ve onlara karşı her türlü ırkçılığı yapmışlardır. 1940’lardan itibaren de Yahudileri, yüzlerce yıldır yaşayıp, vatan bildikleri topraklardan (Polonya, Almanya, Fransa, Avusturya, Italya veya Hollanda gibi) çıkartıp, Orta Doğu’ya atmış veya orada iskan etmelerini sağlamışlardır. (Osmanlı imparatorluğunu yıktıktan sonra)
* Yahudileri Ortadoğu’ya yerleştirdikten sonra da onları “korumaya söz vermişlerdir.” Acaba kime karşı? Müslüman ülkelerinde hiçbir zaman Avrupa tipi bir “Geto ayırımı” ayırımcılığı yapılmamıştır. Yahudileri, Almanya, Avusturya veya Fransada olduğu gibi ölüm kamplarına kimse göndermemiştir. Bu durumda Batılı devletlerin sergiledikleri katmerli “iki yüzlülük” herkesçe bilinmelidir.
* İsrail, nükleer çalışmalarını ve silahlarını gizli, gizli ABD, Fransa, Britanya ve diğer Avrupa devletlerinden aldıkları mal ve bilgilerle geliştirmişdir. Bir kısmı gizli, bir kısmı da sessizce ama bilinerek verilen bu yardım ve destekle “atom bombaları” ve “başlıkları” yapan İsrail bunu Güney Afrikada ki “Aparthaed” (ayrılımcı ) hükümeti zamanında, o ülkede denemiş ve geliştirmiştir. Hatta onlara satmaya kalkmıştır.
* Güney Afrikayı sömüren Alman ve Hollandalı beyazların ,ülkenin esas sahipleri olan Siyahlara uyguladıkları ayırımcılığın aynısını, bugün İsrail, Filistin halkına ve yerleşim yerlerine uygulamaktadırlar. Bugün Filistinde uygulanan Apartayd (Apharteid) sistemine dünyanın ve özellikle Batılı devletlerin gösterdiği iki yüzlülük , inanılmayacak bir seviyede dir.
* Avrupa devletleri ve ABD, Pakistanın nükleer gücünü bir türlü hazmedememekte ve sürekli olarak Pakistanı hırpalayacak şeyler yapmaktadırlar. Oysa ki bomba’nın yapılışında teknik bilginin bir kısmı ve malzemenin büyük bir kısmı Batıdan temin edilmiştir. Burada da “iki yüzlülüğün” çok iyi bir örneği verilmiştir.
* Şimdi de nükleer sanayiini geliştirmekte olan İran’I baskı altında tutmak, onu hırpalamak ve elinden bu donanımı alabilmek için çalışılmaktadır. Bu yapılamazsa, bu gücü mavh edebilme çareleri aranmaktadır. İran da buna direnmektedir. İran’a gerekli malzemeyi satan da Batı devletleri olup, sanayi kurulunca da ona karşı “cezai müeyyidelere” kalkanlar da Batılılardır.
İşte bu aşamada, Türkiye bir “takas programı” ile barışcıl, diplomatic bir teklifle ortaya çıkmıştır. Hatta, ilk aşamada takasın Rusya da yapılması bile konuşulmuştur.
İran ise ne Rusya ve ne de diğer Avrupa devletlerine güvenmeyerek, takas ve bir senelik depolamanın Türkiye de olmasına razı olmuştur. Türkiye’nin bu emanetleri koruyabileceğine ve iki yüzlülük yapmayacağına itimat etmiştir. İş,diplomasi yolu ile çözüme doğru gitmeye başlayınca da o zamana kadar olaya olumlu bakan ABD, resti çekip, hayır demiştir.
Batı ne istiyor:
ABD, her ne olursa olsun 1979 Humeyni devrimi ile kendi kontrolundan çıkan İran’dan intikam almak istiyor.
* ABD tekrar İran’ın o çok zengin petrol ve doğal gaz yataklarından aslan payını alacak şekilde yararlanabilmek istiyor.
* İsrail, bu büyük ülkenin pazarlarından, askeri talim yapabileceği hava ve deniz sahalarından ( Şah devrinde olduğu gibi) yararlanmak istiyor.
* Her ikisi de İran’ın nükleer teknoloji geliştirmesini istemiyor.
* İsrail, bir fırsatını bulup, İrana bir hava saldırısı düzenlemek ve nükleer tesislerini bombalamak istiyor. ( ABD çok net bir şekilde bunu yasaklamış durumda ve İsrail’I sıkı bir kontrol altında tutuyor)
* Daha önce bol, bol İrandan yararlanan İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer devletler, ondan istedikleri kadar yararlanamadıklarının öfkesi altında İran’I incitmek istiyorlar.
* İsrail ve Hindistan gibi IAEA kurallarına uymayan ve onlara üye olmaya bile yanaşmayan ülkeler dururken, ve bu ülkeler her türlü nükleer kullanımı ve silahı geliştirirken, Batı onlara bir söz söylenmemekte veya uyarı yapmamaktadır.
* Diğer taraftan IAEA’ya kapılarını açan ve silah üretmiyen İran’a ise “yaptırım” için oylama yapılmakta ve oy çokluğu ile kararlar alınmaktadır. Bu en büyük iki yüzlülüktür.
* Doğru mantık kullanıp, en adil şekilde oyunu kullanan Türkiye’yi de baskı altında ve töhmet altında bırakmak için de büyük bir çalışma mevcuttur.
Bu oyunlara gelmemek gerekir.
Türkiye kendine güvenmeli, sıkı ve dik durmaya devam etmelidir.
11 Haziran 2010
|
|
|
|
|
 |
|
|
|