Gündem Ortadoğu Avrupa Amerika Afrika Rusya-Kafkasya Asya Ekonomi Kültür-Sanat Çevre
Rusya’nın Avrupa için Yeni Güvenlik Stratejisi ile İlgili Önerisi ve Batı’dan Gelen Reaksiyonlar

Varşova Paktı’nın dağılmasınından sonra, Rusya umutlarını NATO’nun dağılmasına ve Euro-Atlantik bölgesinde temel bir bölgesel güvenlik organizasyonu durumunda olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na bağladı. Ancak Rusya’nın zayıflığını avantajı olarak kullanan NATO, etkinlik alanını genişletmeye yöneldi. Hatta eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği üyeleriyle işbirliği sağlama yoluna gitti. Rusya şu anda iyileşme döneminde ve tek kutuplu dönemin çok merkezli uluslar arası bir sisteme boyun eğdiğini düşünüyor. Gürcistan’daki savaş veküresel finansal kriz yeterli eleştirel kitlenin uluslararası sistemi dönüştürmeyi başardığını göstermiştir. Rusya, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve NATO-Rusya Konseyi içinde üstlenilen siyasi taahhüdlerin, hukuki bir çerçeve dâhilinde programlanmasını öneriyor ve yasal olarak zorlayıcılığı olan bir Avrupa Güvenlik Antlaşması’nın yürürlüğe girmesini istiyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında cevap aranacak asıl soru, Batı’nın çıkarları içinde bu bu antlaşmasının sınırlarının ne olacağıdır?

Patrick Nopens, worldsecuritynetwork. com
01 Mart 2010

Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev, Berlin’de 2008 yılının haziran ayında, yasal zorlayıcılığı olan bir antlaşma çerçevesi dâhilinde yeni bir Avrupa güvenlik stratejesinin oluşturulması konusunda ilk öneriyi yaptı. Gürcistan’daki savaştan sonra Rusya, güvenlik konusunda daha aktif yeni bir güvenlik yaklaşımı yükseltmeye başladı. 2008 yılının Ekim ayında Evian Konferansında Dmitry Medvedev Avrupa’da Güvenlik Sorunu’nu müzakere etmek için uluslar arası bir konferans yapılması önerisinde bulundu. Rus diplomasisinden zaman içinde gelen bu önerilerle birlikte, Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev de 2009 yılının Nisan ayında gerçekleşen Helsinki zirvesinde bu önerileri tekrarlamıştır. Ancak 23-24 Haziran 2009 tarihinde, Viyana’da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın yıllık gözden geçirme konferansında Rusya, güvenlik sorunu hakkında kapsamlı ve tutarlı bir öneri getirinceye kadar bu önerilere karşı ilgisiz kalınmıştı.

Rusya Avrupa’daki güvenlik stratejisini niçin değiştirmek istiyor?
Rusya, tek kutuplu dönemin ekonomik büyüme ve siyasi etkinin yeni merkezleriyle çok kutuplu uluslararası bir sisteme yol verdiğini düşünüyor. Gürcistan’daki savaş ve küresel finans krizi yeterli eleştirel kitlenin uluslararası sistemi dönüştürmeyi başardığını gösteriyor.

Balkanlardan Kafkaslara kadar uznan son yıllara damgasını vuran temel çatışmalar, mevcut güvenlik stratejisinin sistematik olarak çöktüğünü göstermektedir. Me vcut sistem çok ciddi eksikliklerden dolayı acı çekmektedir. İlk olarak, Batı Avrupa’daki güvenlik sorunuyla ilgili olarak hala blok bir yaklaşıma sahip. CFE tartışmaları bu durumun en açık örneğidir. Ayrıca Rusya, Amerikan liderliğindeki NATO gibi Avrupa güvenliğini şekillendirme konusunda özel ve ayrıcalıklı haklara sahip tek bir grup ülkeyi kabul etmeyebilir. İkinci olarak, Batı güvenlik konusuna ideolojik olarak yaklaşmaya devam ediyor. Rusya Batı’nın uluslararası politikaya yönelik ahlaki bakışını kabul etmiyor. Rusya bağımsızlığının altını çizmek için egemen demokrasi kavramını kullanıyor. Son olarak, güvenlik örgütlerinin ve bu konudaki düzenlemelerin sayısındaki bolluk son on yıdan beri yaygınlaşmış durumda ve bu durum yeniden yapılandırmadaki gecikmeyi ifade ediyor. Temel sistematik sorun Avrupa Güvenlik Şartı ve NATO-Rusya Konseyi’ndeki önemli bir prensibin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Yani güvenliğin bölünmezliği ilkesinin ihlalinden kaynaklanmaktadır. Bu ilke, başka ülkelerin güvenliği pahasına bir ülkenin güvenliğinin güçlendirilmemesini taahhüd etmektedir.

On dokuzuncu yüzyıl Rusya’sı Varşova Paktı’nın sona ermesini takiben NATO’nun dağılmasını umuyordu. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın yedinci bölümünde belirtildiğine göre tam teşekküllü bölgesel bir toplu güvenlik örgütü haline gelecekti. Bunun yerine NATO genişledi. İlk olarak eski Sovyet devletlerini absorbe etti. Daha sonra da eski Sovyetler Birliği parçalarının haklarını ihlal etti. Bu sadece toplumları bölmedi. Aynı zamanda bazı ülkeleri askeri maceralara atılma konusunda da cesaretlendirdi.

Rusya pan- Avrupa ve blok içi yaklaşımlar arasında bir ihtilaf gözlemliyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı çatısı içinde Batı, Vancouver’den Vladivostok’a kadar güvenlik bölünmezliği çerçevesini çiziyor. Ancak, NATO içindebu güvenlik bölünmezliğinin çerçevesinin Beyaz Rusya sınırında Vancouver’dan Brest-Litovsk’a kadar olduğu belirtiliyor.

Ayrıca, tabiî ki belirtilmesi geren önemli bir şey de, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nda güvenlik bölünmezliği prensibi siyasi bir taahhüddür. Yasal bir zorlayıcılık içermez. Bundan dolayı, pan-Avrupa taahhüdleri hukuki olarak zorlayıcı olan bir antlaşma aracılığı ile yasal bir güç de kazanmalıdır. Bu durum Avrupa-Atlantik bölgesindeki uluslararası organizasyonları da kapsamalıdır.

Mevcut güvenlik sisteminin diğer bir sistematik dezavantajı da ortaya çıkan tehditlerin küresel karakteri ve çözümlere yönelik dar grup yaklaşımlarıdır. Bu tehditler güven eksikliğine, ulusal ve dini zeminlere ve devlet dışı aktörlere dayanır. Ayrıca örtüşmeler ve tekrarlar vardır. Çok sayıda alt-ulusal organizasyonlar arasındaki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatında rekabete, aktif eyleme ve koordinasyona gerek duyulmaktadır.

1999 yılında, İstanbul’da gerçekleştirilen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı zirvesinde benimsenen Ortak Güvenlik Platformunda bir işbirliği çatısı oluşturuldu. Ancak onun potansiyeli kullanılmadan kaldı.

Başka bir sorun da uluslararsı zorunluluklar temelinde değilde, siyasi çıkarlar temelinde tanımlanmış önceliklerdeki tutarsızlıklardır. Örneğin, ilk olarak Batı CFE antlaşmasını Avrupa Güvenliği’nin köşe taşı olarak düşünmektedir. Bir zamanlar, Varşova Paktı uyarınca ağır ihlallerin azaltılması ilkesi uygulanmıştır. Ve benimsenmiş antlaşmanın onaylanması süresizolarak ertelenmiştir.

Diğer bir örnek ise son on yıldan beri hiç güncellenmemiş ve çürümeye yüz tutmuş olan Viyana Belgesi’dir. Ve son olarak, Batı çatışma bölgesi ile ilgili çifte standart sağlamıştır. Abhazya ve Güney Osetya bağımsızlığı tanınmazken, Kosova çok sayıda batılı ülke tarafından tanınmıştır.

23-24 Haziran 2009 tarihinde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı yıllık gözden geçirme konferansında Rusya’nın önerisi
Rusya, günümüzde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulmasına kadar varan 1975 Helsinki Antlaşması benzeri bir Avrupa-Atlantik güvenlik antlaşmasının yapılmasını önerdi. 23-24 Haziran 2009 tarihinde, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı yıllık gözden geçirme konferansında Rusya’nın önerisi; çok merkezlilik, uluslararası hukukun üstünlüğü, Birleşmiş Milletlerin merkezi rolü, tüm devletlerin güvenlik bölünmezliği ve birliği, hiçbir devletin izolasyonunun kabul edilmemesi ve farklı seviyede güvenlik bölgelerinin yaratılması ilkelerine dayanan Avrupa-Atlantik bölgesinde güvenilir bir ortak güvenlik sistemi yaratma ihtiyacını vurgular. İlk bölüm devletlerarasındaki ilişkilerin temel ilkelerini teyit edecektir. Antlaşmanın merkezinde hiçbir devlet kendi güvenliğini diğer devletlerin pahasına saglamayacaktır. Üçüncü kişilerin pahasına tek taraflı güvenlik kabul edilemez bir durum olacaktır. Ortak güvenliği sarsan askeri ittifaklar gibi eylemler bertaraf edilmelidir. Mevcut askeri ittifakların genişlemesi, eğer bu başka tarafın çıkarlarına zarar veriyorsa, kabul edilemez. Egemen bir devlet bir güvenlik veya savunma organizasyonun üyesi olmak istese bile, her devlet güvenlik bölünmezliği prensibine başvurabilir. Antlaşma, hiçbir devletin veya uluslararası organizasyonun Euro- Atlantik bölgesinde istikrar ve barışı sürdürme konusunda hiçbir ayrıcalıklı hakka sahip olamayacağını yeniden tasdik etmelidir. Bu önerilen ilke açıkça Amerika Birleşik Devletleri’ne ve NATO’ya yöneliktir. Rusya için Amerika Birleşik Devletleri ve NATO Avrupa’da temel güç statüsüne dönüş için temel engeldir. İkinci bölüm silahların kontrolünü, güven inşasını, askeri doktrin içinde kısıtlayıcı ve makul yeterliliği bildirecektir. Üçüncü bölüm çatışma bölgelerine değinecek ve tüm kriz durumlarına eşit bir şekilde uygulanacaktır. Bu durum çatışmanın engellenmesi için ortak koordinasyon mekanizmasının gelişimini vurgular. Çifte standarttan sakınmak ve çığrından çıkan çatışmaları engellemek için, güç kullanımı kabul edilemez. Taraflar aralarında bir antlaşmaya varmalı ve çatışma bölgeleri derecelendirilmelidir. Ve son olarak, dördüncü bölüm kitle imha silahlarının, uluslararası terörizmin, uyuşturucu ticareti ve sınır ötesi organize suçların yayılmasını içeren yeni tehditlere karşı koymak için tahsis edilmiştir. Antlaşma açık bir şekilde Rusya’nın yüksek güvenlik konularındaki sahasını sınırlayacaktır. Çünkü Rusya yüksek güvenlik sahası içinde rahatsız edici durumların sayısının gittikçe artığına ve temel prensiplerdeki erozyonun buna sebep olduğuna inanmaktadır.

Sonuç olarak, bir Avrupa Güvenlik antlaşması konusundaki müzakereler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, NATO, Birleşmiş Milletler ve Ortak Güvenlik Antlaşması Organizasyonu gibi Euro-Atlantik sahası içinde işleyen hükümetlerarası organizasyonların ve devletlerin önde gelenlerinin bir toplantısı aracılığıyla başlatılmalıdır. Bu İşbirliği Güvenlik Platformunun çatısı içinde yer alabilir. Antlaşma askeri-siyasi güvenliğe odaklanmalıdır. 27-28 Haziran 2009 tarihinde Korfu’da, Avrupa’nın gelecekteki güvenliği ile ilgili olarak, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilat’ının dışişleri bakanlarının resmi olmayan bir toplantısında Korfu süreci başlatıldı. Daha çok yapılandırılmış bir diyolog için yollar ve yöntemler incelenecektir. Diğer yandan onlar bir dizi taahhüdlerin geçerliliğini yeniden tahsis ettiler. Ve bu taahhüdlerin tam olarak işler bir duruma getirilmesinin gerekliliği üzerinde görüş birliğine vardılar.

Rusya’nın getirdiği önerinin özeti
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun olağan tartışmalarında 27 Eylül günü yaptığı konuşması sırasında, bütün Avrupa ülkelerinin katılımıyla bir Pan-Avrupa Zirvesi düzenlenerek kıtada kolektif bir güvenlik sistemi oluşturulmasını önerdi. Rusya yönetimi tarafından daha önce de dile getirilen bu öneri, gözlemciler tarafından Rusya’nın Gürcistan’la arasında meydana gelen silahlı çatışmalardan sonra Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batı ülkeleriyle ilişkilerinde yaşanan soğukluğa rağmen Avrupa’dan çekilmek istemediği ve yeni bir güvenlik çerçevesi oluşturmakla NATO’nun doğuya doğru yayılmasını engelleyerek Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini yoğunlaştırmayı arzuladığı yönünde bir gösterge olarak nitelendi.

Avrupa’da yeni kolektif güvenlik sistemi oluşturma önerisi, ilk kez Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev tarafından göreve başladıktan hemen sonra telaffuz edilmişti. Medvedev, devlet başkanlığına başladıktan sonra 5 Haziran günü çıktığı ilk Avrupa gezisi kapsamında Almanya Başbakanı Angela Merkel’le yaptığı görüşmede, Soğuk Savaş dönemindeki barış antlaşmasının yerini alacak daha kapsamlı bir Avrupa Güvenlik Antlaşması’nın imzalanmasını önermişti. NATO’nun doğuya yayılmasının güvenlik sorununa köklü bir çözüm getiremeyeceğini ve NATO gibi örgütlerin Avrupa’nın güvenliğini yeterli düzeyde koruyamayacağını savunan Rusya Devlet Başkanı Dimitry Medvedev, bu nedenle Avrupa’nın güvenlik sorunlarının çözüm yolunun NATO’nun genişlemesi olmadığının altını çizmişti. Medvedev, 27 Haziran’da düzenlenen Rusya-Avrupa zirvesinde bütün Avrupa ülkelerinin kıtanın güvenliğini ve istikrarını korumak için yeni bir güvenlik anlaşmasına varması çağrısını yinelemişti.

Sonuç olarak gelinen bu noktada şunu söyleyebiliriz ki Rusya, bağımsız uluslararası bir aktör olarak kalacağını ve NATO ve Avrupa Birliği genişlemesinin pratikte sınırlarına ulaşacağını düşünüyor. Bazı ülkeler, öngörülebilen bir gelecek için, Avrupa Birliği ve NATO çatısı dışında kalacaktır. Bundan dolayı güvenilir ve yasal olarak zorlayıcılığı olan bir güvenlik yapısına ihtiyaç duyan Avrupa Birliği ve NATO dışı devletler için bir antlaşma gereklidir. Rusya, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı üyelerinden Ulusal Araştırma Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı içinde üstlenilen siyasi yükümlülüklerin hukuki açıdan programlanmasını istedi. Rusya yasal olarak bağlayıcılığı olan bir Avrupa Güvenlik Antlaşması istiyor. Antlaşmanın merkezinde güvenliğin bölünmezliği konusu ve bir devletin diğerlerinin güvenliği pahasına kendi güvenliğini sınırlaması prensibi bulunmaktadır. Rusya kendi önerisinin NATO’yu sarsmayı amaçlamadığı konusunda ısrarlı. Aksine, bu durum ona göre mevcut uluslararası organizasyonlar arasında koordinasyon ve sinerjiyi artırmak anlamına gelmektedir.

Batı’nın reaksiyonları
Batı’nın ve Rusya’nın güvenlik konularında işbirliği yapmaktan başka alternatifleri yoktur. Bu konudaki işbirliği müzakerelerdeki tartışmalardan daha ileriye götürülmeli ve somut işbirliğine yönelik adımlar atılmalıdır. Batı’nın bakış açısından, herhangi bir güvenlik diyaloğunun arka planı, Avrupa Birliği ve Atlantik ittifakı arasında yakın işbirliğinde ve Rusya ile bir ortaklığın tekrardan kurulması ihtiyacında uzanmaktadır.

Başlangıçtan beri, Rusya’nın önerilerini çok sayıda ülke hemen geri çevirmemesine rağmen, Batı tarafından bu konuya sürekli bir şüpheyle yaklaşıldı. Rusya’nın amacının Avrupa içinde ve Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki anlaşmazlığı artırmaya ve provoke etmeye yönelik olmasından korkuyorlardı. İlk olarak açık bir şekilde ret cevabını veren ülkeler sadece Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Polanya idi. İtalya, Almanya ve Fransa gibi diğer ülkeler ilgilerini daha az veya daha çok derecelerde belli etmişlerdir. Rusya usta bir şekilde, çok kutuplu bir dünya içinde Avrupa Birliği’ne geniş bir rol biçen bazı Avrupalı ülkelerin görüşlerini istismar etmektedir. Rusya böyle yaparak transatlantik bağını zayıflatmaya çalışıyor. Avrupa Güvenlik inşası üç kutup çevresinde desteklenmektedir. Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri. Rusya göreceli bir şekilde önemli ölçüde ağırlığını artırabilir ve bazı anlaşmazlıklarda Amerika Birleşik Devletleri karşısında Avrupa Birliği’ni desteklemek için umut olabilir.

Rusya kendini Amerika Birleşik Devlet-leri’nin muadili olarak düşünüyor. Paradoks olan şey, Rusya’nın bir taraftan Batı’nın ideolojik blok yaklaşımı nedeniyle yeni bir güvenlik stratejisini bir ihtiyaç olarak görmesi ve diğer yandan da Amerika Birleşik Devletleri/NATO/Avrupa Birliği ve Rusya/Bağımsız Devletler Topluluğu/Ortak Güvenlik Antlaşması Organizasyonunu merkez alan iki blok arasında nihai riskler içeren bir yapıyı savunmasıdır.

Rusya’nın önerilerinin değerlendirilmesi
Son on beş yıl içindeki olaylar, mevcut güvenlik stratejisinin gelişimi konusunda gerçekten bir ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Rusya’nın önerisi ile ilgili olarak birçok kuşku doğmuş durumda. İlk olarak, mevcut yapı içerisinde bir ilerleme gerçekleşebilir mi yoksa yeni bir strateji mi oluşturulmalı? İkinci olarak, yasal olarak bağlayıcı bir antlaşma kaçınılmaz mı?

Avrupa’da yeni bir güvenlik stratejisine ihtiyaç var mı?
Avrupa Güvenlik Organizasyonlarının çokluğu ve bu organizasyonlar arasındaki koordinasyon eksikliği, Rusya tarafından kesinlikle temel problemlerden biri olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte, yeni bir güvenlik örgütünün kurulması, problemi çözmenin en etkili yollarından biri olmayabilir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü ve onunla ilgili araçlar, yenilenmiş bir güvenlik diyaloğunun yer alabileceği Euro-Atlantik bölgesinde, temel ortak güvenlik organizasyonu olarak hizmet vermeyi sürdürmek için önkoşullara sahiptir. Örtüşme ve çoğaltma Avrupa Güvenlik inşasına yeni bir katman ekleyecek ve bu durumda bir çözümün yaratılmasına engel olabilecektir. Yasal olarak bağlayıcı bir antlaşmaya ihtiyaç var mı?
Rusya’nın temel argümanı şudur: NATO ve Avrupa Birliği, üyelerine güvenliklerini garanti etmek için yasal olarak bağlayıcı bir antlaşma sunuyor. Ve buda NATO ve Avrupa Birliği dışındaki ülkelere ilgisiz kalınmasına neden oluyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, üyeleri arasındaki güvenlik konularından sorumlu bölgesel ortak bir güvenlik organizasyonudur. Ve örneğin CFE antlaşması gibi, çatısı içinde yasal bağlayıcılığı olan antlaşmalar aracılığı ile bir dizi siyasi taahhüdler içerir. Aksine, NATO köken olarak dış tehlikelere karşı birbirlerini savunmaya hazır olan yandaşlardan oluşan ortak bir savunma organizasyonudur. Avrupa Birliği de yasal olarak bağlayıcı olan Lizbon antlaşması aracılığı ile üyelerini ilişkilendirir. Ayrıca, temel ortak güvenlik prensipleri yasal olarak bağlayıcı dökümanları içerir. 2009 yılının nisan konuşmasında Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev, Helsinki’nin 21. Yüzyılın güvenlik sorunlarına uyarlanması ile Helsinki sürecinin devamına yönelik önerisini sundu. Bununla birlikte başka alanlarda insan hakları, demokratikleşme veya hukuk kuralı ve işbirliği antlaşmanın parçası olmayacak. Bundan dolayı Helsinki’de ifade edilenlerin görünüşü kurtarmak için olduğubelli bir durum. Helsinki sürecinin üç potası da birbirinden ayrılmaz.

Veto hakkı
Rusya’nın bakış açısına göre, egemen bir ülke bir güvenlik ve savunma organizasyonunun üyesi olmak istese bile, her ülke güvenliği bölünmezliği ilkesine başvurabilir. Somut olarak bu, soğuk savaşın son dönemlerine benzer bir durum. Etkinin alanı antlaşma ile sınırlı olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri/ NATO/ Avrupa Birliği ve Rusya/Bağımsız Devletler Topluluğu/Ortak Güvenlik Antlaşması Antlaşması bağımsız ülkelerin küçük çaplı tampon bölgesi tarafından ayrılmış olacaktır. Egemen devletlerin ittifaklarını ve savunma düzenlemelerini seçme konusundaki veto gücü, yeni bir Helsinki’den daha çok yeni bir Yalta süreci yaratacağından dolayı kabul edilemez. Öneriler Batı, yapısal olarak bir Avrupa Güvenlik Diyaloğu ile ilgilenmeye hazır olmalıdır. Bununla birlikte, başlangıçtan itibaren temel prensiplerin çerçevesi net bir şekilde çizilmelidir. İlk olarak, güvenlik örgütlerinde yeni bir katmana gerek yoktur. Varolan organizasyonlar korunmalı ve benimsenmelidir. İkinci olarak, transatlantik bağlantı müzakere konusu yapılamaz. Bu güvenliğimizin kilit taşıdır. Üçüncü olarak, tüm boyutlarıyla Helsinki mevzuatı korunmak ve herhangi bir antlaşmanın ayrılmaz bir parçası olmak zorundadır. Ve dördüncü olarak, hiçbir devlet ittifaklarını seçme konusunda başka devletlerin kararlarını veto edemez: Yeni bir Yalta’ya hayır. Demokrasi ve insan haklarının ilerletilmesi, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi gibi kapsamlı bir dizi taahhüdün muhafaza yeri olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, ESD için açık bir forum olarak görünüyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı kapsamlı güvenlik konusunda kesin diyalog için bir forum olarak güçlendirilmelidir. Bu durum, siyasi-askeri boyut içinde tartışmaları canlandırarak ve konvansiyonel silahların kontrolü için ivme kazandırarak yapılmalıdır. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın çatışma önleme kapasitesi yükseltilmeli ve eğer gerekliyse, arabuculuk ve post kriz yönetimi için yeni mekanizmalar yaratılmalıdır. Ayrıca, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı güvenliğin finansal, ekonomik, iklim ve enerji boyutları gibi yeni sorunlarla başa çıkma potansiyelini incelemelidir. Terörizm ve kitle imha silahlarının yayılması gibi ortak tehditlere karşı işbirliğini geliştirmelidir. Aynı zamanda, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı içindeki çalışma başka forumlardaki tartışmalar aracılığıyla yürütülmeli ve güçlendirilmelidir.

Yeni bir Avrupa Güvenlik Antlaşması veya Stratejisi konusunda verimli tartışmalar minumum güveni varsayar. Rusya egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygılı olmalıdır. Güvenin inşa edilmesi tüm bu taahhüdlerin yerine getirilmesini gerektirir.

Çeviren: Emel Serbakan