Gündem Ortadoğu Avrupa Amerika Afrika Rusya-Kafkasya Asya Ekonomi Kültür-Sanat Çevre
Fotoğrafçı Max Vadukul’un En İyi Karesi

‘Ben bir ateistim, dürüst olmak gerekirse, Teresa Anne’nin herhangi bir hatasını yakalamak istiyordum. Ama onun bir kudreti vardı’

Andrew Pulver, guardian.co.uk
10 Şubat 2010

Yıl 1997 idi. Ben New Yorker Dergisi’nde çalışan bir fotoğrafçıydım. Dergi sanat, kültür ve Arundhati Roy, Kiran Desai, Amitav Ghosh ve Vikram Chandra gibi İngilizce yazan yeni dönem Hintli yazarlara ithafen bir Hindistan haberi yapmak istedi. Benim için rüya gibi bir görevdi.. Şu büyük beyaz Büyükelçi taksilerinden kiraladık bir tane, bagajı birayla doldurup etrafta şöyle bir tur attık. Köylülerden generallere kadar pek çok kişiyle karşılaştık, tabi çektiğimiz fotoğraflar da çoğalmaya başladı.

Sonra New York’tan, Teresa Anne’nin bize poz vermeye razı olduğuna dair bir mesaj aldık. Aslına bakarsanız kendisi gayet isteksizdi, ancak Yeni Delhi’deki misyonlarından birini üstleneceği söylendi. Elimizde mektubumuzla kapıya dayandık, işimizin kolay olacağını düşünüyorduk. Tabiki onlar bizim içeri girmemize izin vermeyeceklerdi. Bu şekilde bizi oyalamayı sürdürdüler. Orada iki gün kaldıktan sonra beklemekten vazgeçtik; herkes çok kibardı ama Teresa Anne poz vermeyi istemiyordu. Sonra aniden bir haber geldi, Teresa Anne fikrini değiştirmişti. Elimizi çabuk tutmamızı, işi uzatmadan bitirmemizi istediğini söylüyordu. Bu fırsatı kaçırmamak için hemen aparatlarımı hazırlamaya başladım. Yanımda portre çekimi için çok kullanışlı olan Pentax 6x7 makinem vardı. Ama Pentax yerine, Nikon N5’e 85mm 1.4 lensi takıp, Nikon’u kullanmaya karar verdik. Geniş açıyla, sürekli çekim yaparak işime koyuldum. Teresa Anne, odanın ortasında kız kardeşleri tarafından çevrilmiş ayakta dikiliyordu. Ona, ‘Biliyorum çok utangaçsınız, hatta bu yüzden bu işin bir parçası olmak istemiyorsunuz. O halde neden ben yokmuşum gibi davranıp arkadaşlarınızla sohbet etmiyorsunuz?’ dedim. Dediğimi yaptı.. O an ben yalnızca duvara konmuş bir sinekten başkası değildim. Eğer Teresa Anne’yi kontrol altında tutmaya çalışsaydım işe yaramayacaktı.

Yaklaşık on beş dakika kadar çekime devam ettim, öyle bir an geldiki yavaşlamaya başladım. Normalde olsa insan çarpıcı bir fotoğraf yakalamak için gayet uğraşır, ama bu defa nedense makinenin kapağını yavaşça, hissedilecek bir şekilde kapattım. Garip bir duyguydu bu. Çıkardığım fotoğraf negatiften 200% daha büyüktü. Gerçekten çok başarılı bir şey yakalamıştm.

Aslına bakarsanız benim için önemli olan şey şuydu; Ben bir ateistim, fakat Tanrı’nın vermiş olduğu görevleri yerine getirenlerin önündeydim. Dürüst olmak gerekirse, bir şekilde Teresa Anne’nin açığını yakalamak istiyordum. Çünkü, birinci sınıf uçuşlar, gizli hesaplar gibi bir çok dedikodu gelmişti kulağıma. Ama çekim esnasında her şey birden kayboldu sanki.. Beni kandırmak kolay değildir.

Ama Teresa Anne’nin bir kudreti olduğunu hissettim. Şimdiye kadar bir sürü meşhur insanın fotoğrafını çektim. Ancak neden meşhur olduklarını yalnızca Allah’ın bildiği, aktör ve mankenlerle olayları olumlu bir yönde etkileyen, sebep sonuç ilişkisine sahip insanlar arasında büyük bir fark olduğuna inanırım.

Andrew Pulver Kimdir?
Doğum yeri : 1961 Kenya, Nairobi.
Çalışmaları : “Kendi kendimi eğittim. 16 yaşımda okulu bıraktım, çok başarılı bir teknisyenin yanında çalışmaya başladım.”

Esinlendiği yazar : “William Klein. Paris, Tokyo ve Moskova’da yazdığı, insanın aklını başından alan kitapları.”

En Başarılı İşi : “The New Yorker Dergisi’nin Hindistan Haberi”

En Çok Kızdığı Şey : “Fotoğrafçıların sırları talan ediliyor. Bir film çektiğin zaman sırlarından birini bırakıp gidiyorsun; dijital bir çekim yaptığın zaman yirmi kişi hemen ne yaptığını görebiliyor. Eğer bugün fotoğrafçılar ahmak olmuş olsalardı, Helmut Newton ve Richard Avedon ile tanışmamış olacaktınız.”

(Çeviren: Nevin Durmaz)