|
|
 |
|
|
 |
Avrupa’daki Karmaşanın Oluşumu
Son zamanlarda Yunanistan ve Avrupa çevresindeki diğer ülkelerden gelen açıklamalar finansal haberlere yön verdi. Fakat özellikle Avrupa’ya ait borçlara ve bütçe açıklarına odaklanan, bunların hükümetin ahlaksızlığından kaynaklandığını bildiren açıklamalar beni rahatsız ediyor. Bunlar, yaşanan işsizliğe rağmen harcamaların kesilmesini isteyen ve bunu gerçekleştirmediğimiz takdirde Yunanistan gibi olacağımız örneğini veren bütçe açığı karşıtlarının söylemlerini besliyor.
The New York Times
15 Şubat 2010
Doğrusunu isterseniz mali disiplinin yetersiz oluşu Avrupa’da yaşanan sıkıntıların ana kaynağı değil. Bu durum, sorumsuz davranışlar sergileyen ve yaratıcı muhasebe örneği sergileyerek sorumsuzluğunu gizleyen bir hükümete sahip olan Yunanistan için de geçerli.
Bilakis, Avrupa’da yaşanan karışıklığın arkasındaki gerçek hikâye politikacıların ahlaksızlığından ziyade elitlerin kibrinden kaynaklanıyor. Henüz ortak paraya hazır olmayan Avrupa’ya tek para birimini kabul ettiren politikacı elitler yaşananlardan sorumludur.
Kriz arifesinde model bir mali üye olarak görünen İspanya örneğini ele alalım. 2007 yılında borcu, gayri safi yurtiçi hâsılasının yüzde 37’si iken bu oran Almanya için yüzde 66 idi. Söz konusu ülke bütçe fazlası veriyordu ve mükemmel bir bankacılık düzenlemesine sahipti.
Fakat ılıman havası ve sahilleriyle İspanya, Avrupa’nın Florida’sıydı ve Florida’da yaşandığı gibi burada da büyük bir emlak patlaması yaşanmıştı. Bu patlamayı sağlayan finansman büyük ölçüde ülke dışından geliyordu: Avrupa’daki diğer ülkelerden, özellikle de Almanya’dan dev sermaye girişleri oluyordu.
Bunun sonucunda enflasyon artışı ile birlikte hızlı bir büyüme yaşandı: 2000 – 2008 yılları arasında İspanya’da üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarında yüzde 35 artış yaşandı; bu dönemde Almanya’da yaşanan artış ise yüzde 10 idi. Artan fiyatlar neticesinde İspanyol ihracatçılar rekabet edemez hale geldiler fakat konut patlaması neticesinde istihdam gücü korundu.
Bu balonun patlamasıyla birlikte İspanya’da işsizlik fırladı ve derin bir bütçe açığı oluştu. Ekonomik krizle beraber gelirlerin azalması ve ekonomik krizin insani maliyetlerini azaltmak için yapılan acil harcamalar neticesinde hesaplarda oluşan negatif görüntü İspanya’da yaşanan problemlerin sebebi olmayıp bu problemlerin sonucudur.
İspanya hükümetinin durumu düzeltmek için yapabileceği fazla bir şey yok. Ülkedeki asıl ekonomik problem, diğer Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi maliyetlerin ve fiyatların yoldan çıkmış olması. Eğer İspanya şu anda eski para birimi pesetaya sahip olsaydı bu problemi devalüasyon ile hızlı bir şekilde çözebilirdi. Pesetanın değerini Avrupa’daki diğer dövizlere oranla yüzde 20 düşürerek problem çözülebilirdi. Fakat artık İspanya’nın kendi parası yok, bu da demek oluyor ki rekabet edebilirliğini ancak yavaş bir bileme süreciyle para arzını azaltarak tekrar kazanabilir.
Eğer İspanya bir Avrupa ülkesi değil de bir Amerikan eyaleti olsaydı durumu bu kadar kötü olmayacaktı. Maliyetler ve fiyatlar yoldan bu kadar çıkmayacaktı: İşçi ücretlerinin düşük tutulması haricinde diğer özellikleriyle yabancı işçiler için cazibe merkezi konumunda olan Florida, İspanya’daki gibi bir enflasyon yaşamadı. Ayrıca İspanya krizde birçok otomatik destek alacaktı: Florida’daki konut patlaması sona erdi; fakat Washington, sosyal güvenlik ve tıbbi bakım sigortası çeklerini göndermeye devam ediyor.
Fakat İspanya bir Amerikan eyaleti değil, dolayısıyla derin bir sıkıntı içerisinde. Yunanistan ise daha derin bir sıkıntı içerisinde, zira İspanyollardan farklı olarak Yunanlılar mali konularda sorumsuz davranışlarda bulundular. Küçük bir ekonomiye sahip olmasına rağmen Yunanistan’ın yaşadığı sıkıntılar İspanya gibi büyük ekonomilere taşması nedeniyle gündemde ön plana çıkıyor. Dolayısıyla krizin kalbinde yatan sebep bütçe açığına neden olan harcamalar değil, avro’daki katılıktır.
Bunların hiçbiri büyük bir sürpriz olarak karşımıza çıkmadı. Avro, kullanılmaya başlamadan önce ekonomistler, Avrupa’nın tek para birimi için hazır olmadığı uyarısında bulundu. Fakat bu uyarılar göz ardı edildi ve bunun neticesinde kriz meydana geldi.
Peki ya şimdi ne olacak? Pratik bir çözüm yolu olarak Avro’nun sona erdirilmesi düşünülemez. Berkeley Üniversitesinden Barry Eichengreen’in ileri sürdüğü yeniden ulusal para birimlerini kullanmaya başlamak “bugüne kadar yaşanan krizlerden daha büyük bir krizi” tetikleyebilir. Bu yüzden tek çıkar yol avronun kullanımına devam edilmesi ve Avrupalı devletlerin de Amerikan eyaletleri gibi işlemesi için Avrupa’da politik birliğin sağlanmasıdır.
Fakat bu hemen gerçekleşecek bir şey değil. Önümüzdeki birkaç yılda sancılı bir süreci takip edeceğiz: kemer sıkma politikasının ardından meydana gelen iflaslar, geçmişte yaşanan yüksek işsizlik oranları, bunun ardından yaşanacak deflasyon.
Bu, çirkin bir fotoğraf. Fakat Avrupa’nın yaptığı ölümcül hatanın özünü anlamak açısından önemli. Evet, bazı hükümetler sorumsuz davranışlar sergiledi; fakat temel problem Avrupa’nın henüz kendi para birimine hazır olmamasına rağmen bunu yapabileceğine olan kibirli inancıydı.
www.ekopolitik.org
|
|
|
|
|
 |
|
|
|