|
|
 |
|
|
 |
Darfur’da Olanlara Yönelik Müslümanların Öfkeli Tepkisi Nerede?
Kendilerini Arap değil de siyah Afrikalı olarak nitelendiren Müslümanlar ‘yanlış’ türde Müslümanlar mı oluyor?
Ed Husain, Independent
10 Ağustos 2009
2006 yılının yazında Lübnan’daki savaş kızıştığı zaman dünyadaki insanlar sivillerin bombalanmasını durdurmak için uluslar arası müdahale çağrısında bulunmuşlardı. Bu yıl Ocak ayında milyonlarca insan Gazze’deki katliama şahit olurken aynı öfke ve korku hislerini paylaştılar. Her iki olay da diğer savunmasız Müslümanların katledilmesini seyreden Müslümanlar için özellikle acı verici olaylardı. Fakat neden Darfur’da çok daha fazla sayıda silahsız Müslümanın ölümü dindaşları için bu kadar önemsiz olmaya devam ediyor?
Hartum rejimi yirmi yıl önce oldukça ideolojik ve köktenci bir darbe ile iktidara geldi ve yaklaşık 400,000 Müslüman vatandaşını öldürdü. Üstelik Sudan’ın uzak batı bölgesindeki insan hakları ihlalleri konusunda da neredeyse tam bir sessizlik hâkim. Eş’Şark-ul Evsat gazetesinin editörü Tarık el-Hamid “Darfur halkı Müslüman değil mi?” diye soruyor.
Uluslar arası Suçlar Mahkemesi Mart ayında Sudan Devlet Başkanı Beşir için tutuklanma hükmü verdiği zaman Senegal’den Malezya’ya kadar Müslüman politikacılar onun arkasında yer aldılar. Lübnan ve Gazze’deki savaş suçları için adalet talep eden aynı insanlar birdenbire tavırlarını değiştirdiler. Beşir’i etnik temizliğin mimarı olarak suçlamak yerine onu Batının ülkenin petrollerini almak için Sudan’ın egemenliğini yok etmeye çalışan komplosunu açığa çıkarması sebebiyle tebrik ettiler. İran Meclis sözcüsü Ali Laricani USM kararının “İslam dünyasına bir hakaret” olduğunu söyledi.
Neyse ki, Arap ve Müslüman liderler tarafından dile getirilen görüşler kendi vatandaşlarınınkilerle uyumlu bir halde. Lübnanlı Amerikan kamuoyu araştırmacısı James Zogby dört Arap ülkesinde yapılan araştırmada yüzde sekseninin Darfur’la ilgili olarak kaygılı olduklarını ve medyanın konuyla daha fazla ilgilenmesi gerektiğini söylediklerini ortaya koydu. Ancak paylaşım suçlamasına ihtiyatlı yaklaşıyorlar ve uluslar arası müdahaleye de sıcak bakmıyorlar. Bu arada çoğunluğu Müslüman olan bazı ülkelerdeki gazeteciler ve yorumcular kendi liderlerinin Beşir’i desteklemesini sorguluyorlar.
Lübnan’ın Daily Star gazetesine göre “Beşir yabancı ‘emperyal’ güçlerin oyunlarını ortaya çıkararak Arap/Afrikalı dostları için mücadele eden Arap/Afrikalı kahraman olarak kendisine bir imaj yaratmaya çalıştı”.
Öyleyse, Darfurlular Sudan’daki yaygın karşılıklı evliliklere rağmen, kendilerini siyah Afrikalı olarak tanımladıkları için ‘yanlış’ Müslüman mı olmuş oluyorlar? Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni Afrikalılara karşı Arap şovenizminden şöyle bahsediyor. “Arap ülkelerinde yaşadım ve Arap siyasi sınıfının zihinlerini idare eden ırkçılık ve taassubu ilk elden gördüm.” Kanadalı akademisyen Salim Mansur da “Siyahlar Araplar tarafından ırksal olarak aşağı görülüyor ve siyahlara karşı Arapların şiddetinin uzun ve çalkantılı bir tarihi var” diyor.
Nobel Ödülü sahibi romancı Wole Soyinka, Arap ırkçılığına karşı durmaya gönüllü olmayışın köklerini Arapların köle ticaretindeki rollerinde aramak gerektiğini ifade ediyor ve “Araplar ve İslam Kıtanın kültürel ve manevi olarak geri kalmasından dolayı suçludur” diye yazıyor.
Etiyopyalı akademisyen Mekuria Bulcha altıncı ve on ikinci yüzyıllar arasında Arap tüccarların Orta Doğu ve Asya’ya 17 milyon Afrikalı köle sattıklarını tahmin ediyor. Ancak Arap entelektüeller arasında geçmişte veya günümüzde kölelik ve köle ticaretindeki merkezi rollerini incelemek ve araştırmak konusunda pek bir heves söz konusu değil. Sürekli Arap ırkçılığına karşı koymaya yönelik herhangi bir teşebbüs yeni-sömürgeci Batıya karşı Arap/Afrikalı dayanışması itirazlarıyla bastırılıyor ve bu söylem de sloganların ötesine geçemeyen bir duygusallıktan ibaret.
Suudi ders kitaplarını yazmakla görevli ve Vahhabi din adamları konseyinin bir üyesi olan Şeyh Salih el-Fevzan, “Kölelik İslam’ın bir parçasıdır. Kölelik Cihadın bir parçasıdır ve İslam var olduğu müddetçe de cihad var olacaktır. Ortadan kalkmamıştır” şeklinde beyanda bulunuyor.
Arap ırkçılığı Libya ve Mısır gibi ülkelerde rutin sözlü ve fiziksel saldırılarda bulunduğu Afrikalı misafir işçilere alışkındır. Sudanlı Araplar kendi ırksal kimlik çıkmazlarından muzdaripler, kuzeydeki Mısırlı komşuları tarafından siyah olarak görülüyorlar. Arap Sudanlıların köle (abid) kelimesini kendilerinin Arap olmadığını söyleyen vatandaşlarının yüzlerine karşı kullandıklarını duydum. Sudanlı ebeveynlerin daha koyu renkli çocuklarını da köle diye çağırdıkları bilinmektedir.
Aslında Müslüman ve Arap liderler Darfur’un sessiz sedasız ortadan kalkmasını istiyorlar. Dolayısıyla onların Beşir’in tutuklanma hükmünü ertelemeye yönelik çaba ve coşkuları “barış görüşmelerinin işe yaramasını sağlamak” için. USM’nin hüküm ilanından kısa bir süre sonra Hartum rejiminin kilit üyeleri Arap Ligi zirvesine katıldı. 2005 yılında BM Güvenlik Konseyi tarafından görüşülen Darfur’daki USM hükmünün iptal edilmesi için Arap Birliğinin çağrı yapacağından emindiler. Toplantıda Amerika ve İsrail’in alışıldık suçlanmasının dışında herhangi bir konuda güçlü bir karar çıkmadı. Özelde, Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan Sudan’ın USM ile yasal kanallarla baş etmesi gerektiği ricasında bulundular. Sudanlılar da Hartum’da bir dayanışma zirvesi yapılmasını sağlamakta başarısız oldular. Ancak, Beşir tutuklanmadan dolaştığı bir ülkeler turu yaparak zaferinin tadını çıkardı.
Arap ve Müslüman liderler sözlerini davranışlarıyla desteklememek konusunda yalnız değiller. ABD ve İngiltere de yakın zamana kadar Hıristiyan inancına sahip olduklarını iddia eden ancak Çin, Nijerya, Eritre, Kuzey Kore ve Mısır’da Hıristiyanların kovuşturulmasına hiçbir yardımı dokunmayan liderlere sahipti. Ancak “Müslüman dayanışması” iki sebepten dolayı önem arz ediyor. Hartum diktatörlüğü Müslüman ve Arap liderlerin görüşlerine karşı hassastır. Kanada veya İsveç’tense İran veya Mısır’ın özel baskısının bir sonucu olarak gerçekleşecek bir kalıcı barış anlaşması daha başarılı olacaktır.
Müslümanların Darfura yönelik hafıza kaybı, yapıcı tartışma ve yenilenme çabası göstermeye güven vermeyen bir inancın kamusal yüzünü etkileyen huzursuzluğun belirtileridir. Müslümanlar dinden çıkmakla suçlanmaksızın kendi kendilerini eleştirmedikçe bir parlama yerine bir körelme, hoşgörü ve kapsayıcılık yerine kutuplaşma ve aşırılaşma olacaktır. Darfur’un trajedisi İslam ve Müslümanların kolektif isimlerinde hızla silinemez bir leke haline gelmektedir.
Çeviri: Ayşen Baylak
|
|
|
|
|
 |
|
|
|