|
|
 |
|
|
 |
ABD Faşizmin Eşiğinde mi?
Amerikan siyasetinde dönen tehlikeli dalgalar var ve bunlara karşı koyma şeklimiz büyük önem arz ediyor.
Sara Robinson , The Campaign for America's Future
7 Ağustos 2009
Bush yönetiminin karanlık yılları boyunca, ilerici insanlar dehşet içerisinde Anayasal korumaların yok olduğunu, yerlici retoriğin arttığını, nefret söyleminin gözdağı ve şiddete dönüştüğünü ve ABD Başkanının kendisi için tarihin en kötü diktatörlerinin talep ettiği güçleri elde ettiğini izlediler. Her yeni rezaletle, kendini sağ kanat kültür ve politikada uzman olmuş gören bir avuç insan olarak, endişeli okuyuculardan şu soruları işittik: Bu mu? Sonunda Faşist bir devlet mi olduk? Hala orada mıyız?
Ve bu soru her sorulduğunda, Chip Berlet, Dave Neiwert ve Fred Clarkson gibi insanlar uzun yoldaki bir aile babası gibi, haritasına bakıp zoraki bir ikna gülümseyişiyle gülümseyip şunu söylediler. “Pekâlâ, kötü bir yoldayız, gidişatımızı değiştirmezsek oraya gidebiliriz. Ancak hala zamanımız ve geri dönme şansımız var. Merak etmeyin. Göründüğü kadar kötü değil, henüz o raddeye varmadık.”
Bu azaplı yolculuktaki mesafeyi tahmin etme konusunda çoğumuz ülkelerin nasıl faşizme kaydığı konusunda dünyanın en seçkin ilim adamı olan tarihçi Robert Paxton’un çalışmasına dayandık. 1998 yılında Modern Tarih Dergisinde yayınlanan bir makalede Paxton yeni oluşan faşist hareketleri teşhis etmenin en iyi yolunun onların retorikleri, politikaları veya estetikleri olmadığını ifade ediyordu. Aksine olgun demokrasiler de belirgin bir süreçle faşistleşebilirler ve beş aşamadan oluşan bu süreç 20. yüzyılın faşist rejimlerini birbirine bağlayan ortak bir kıstastır. Paxton’dan okuduğumuz bu aşamalara göre henüz oraya ulaşmamıştık. Belli işaretler gözümüze ilişiyordu ancak henüz tamamını görmüyorduk.
Ve artık o noktadayız. Aslında ne aradığınızı bilirseniz aniden her yerde görebilirsiniz. Çoktandır bana bu soru sorulmuyor ancak bugün bana soracak olursanız son dönemeçten park alanına döndük ve park edecek yer arıyoruz. Her iki durumda da, faşist Amerikan geleceğimiz artık önümüzde görünüyor ve Amerikan demokrasisine değer veren bizler buraya nasıl geldiğimizi anlamak, şu anda nelerin değiştiğini görmek ve bu insanların kazanmasına veya elinde olanları tutmalarına izin verilirse yakın gelecekte bizi nelerin beklediğini bilmek zorundayız.
Faşizm Nedir?
Sözcük çok fazla kişi tarafından uzun zamandır çok yanlış şekilde kullanıldığı için, Paxton’un ifade ettiği gibi, “Herkes birilerinin faşistidir”. Bu durumda, bu meseleye Paxton’un faşizmi tarifini gözden geçirerek başlayacağım. “Faşizm, liberal demokrasinin bölünme ve zeval ortaya çıkarmakla suçlandığı ve toplulukların birlik, enerji ve saflığını zorlamaya niyet eden toplumsal düzen ve siyasi otorite sistemidir.”
Başka bir yerde bu tanımı şöyle daha da açık hale getiriyor. “Toplumun kötüleştiği, aşağılandığı ve kurban olduğu şeylerle takıntılı derecede meşgul ve bunları telafi mahiyetinde birlik, enerji ve saflık kültleriyle dolu bir tür siyasi davranıştır. Bu görüşte, kitle temelli bir parti kendini adayan milliyetçi militanlardan oluşturulur ve geleneksel elitlerle etkili bir işbirliği içerisinde çalışır, demokratik özgürlükleri terk edip iç temizlenme ve dış yayılma hedeflerine ulaşmak için etik ve yasal sınırlar olmaksızın kurtarıcı bir şiddetin peşinden gider.
Jonah Goldberg’in yanı sıra bu pek çok bilim adamının üzerinde mutabakata vardığı bir tanım olduğu için ben de bu yazıda bunu kullanıyorum.
Proto- Faşizmden Uç Noktaya
Paxton’a göre faşizm beş aşamada ortaya çıkar. İlk ikisi bizim arkamızda kalmış durumda ve ileri görüşlü insanlar üçüncüye özellikle dikkat etmelidirler.
İlk aşamada milliyetçi bir tür yenilenmeyi etkileyecek kırsal bir hareket ortaya çıkar. Sürekli birlik, düzen ve saflık kavramlarına vurgu yaparak bozulan toplumsal düzeni yeniden inşa etmek için bir araya gelirler. Hikâye her ülkede farklı olabilir ancak kültürün kayıp mit ve değerlerini yeniden uyandırarak ve toplumu yabancıların ve entelektüellerin zehirleyici etkisinden kurtararak kaybolan ulusal şerefi yeniden canlandırma vaadiyle neşv-ü nema bulur.
Faşizm, kriz halindeki olgun bir demokrasinin huzursuz toprağında gelişir. Paxton Klu Klux Klan’ın İç savaş sonrası yeniden yapılanmaya tepki olarak kurulan modern zamanlardaki ilk otantik faşist hareket olduğunu ileri sürmektedir. Avrupa’daki belli başlı her ülkede Birinci Dünya Savaşından sonraki korkunç yıllarda az çok faşist bir hareket filiz vermiştir ancak çoğu ya ilk aşamada veya ikincisinde kalmıştır.
Rick Perlstein’ın iki Barry Goldwater ve Richard Nixon üzerine iki kitabında belgelendirdiği gibi, modern Amerikan muhafazakârlığı aynı temalar üzerine bina edilmiştir. Amerikan proto faşizminin 1960ların ayaklanmalarından geleneksel, beyaz, Hıristiyan ve erkek baskın Amerika masumiyetini yeniden tesis etme vaatleriyle nasıl kurtuluş sunduğunun izleri takip edilebilir. Bu görüş öyle benimsendi ki tüm Cumhuriyetçi parti açıkça bu çizgide kendisini tanımlıyor. Bu son aşamada, ırkçı, cinsiyetçi, dışlayıcı ve korku ve nefret siyasetine bağımlı bir haldedir. Daha da kötüsü bundan utanç duymamakta ve kimseden de özür dilememektedir. Aynı anlatı iplikleri tarihteki her faşist hareket içerisinde kendi yolunu örmüştür.
İkinci aşamada, faşist hareketler gerçek siyasi partilere dönüşürler ve iktidar masasında yerlerini alırlar. İlginçtir ki, Paxton’un atıfta bulunduğu her örnekte politik taban ülkenin kırsal, az eğitimli kesimlerinden gelir ve hepsi büyük toprak sahipleri adına çiftlik işçilerinin gözünü korkutan kundakçı çeteler olarak kendilerini sunarak iktidara gelirler. KKK siyah ortakçıların haklarını elinden almış ve kendisini Jim Crow’un icra kolu olarak kurmuştu. İtalyan Squadristi ve Alman Brownshirts çiftçi grevlerini kırarak kendilerini var ettiler. Ve şu günlerde Cumhuriyetçi Parti ABD’deki Hispanik tarım işçilerine hayatı cehenneme çeviren göçmen karşıtı grupları onaylıyor. Hispaniklere karşı şiddet arttıkça eğer taktik tutarsa geri kalanların da gözünü korkutmak için kullanacaklar.
Paxton ikinci aşamada ilerleme kaydetmenin bazı görece kesin şartlara bağlı olduğunu yazıyor: liberal devletin zayıflığı ve kendi başına iktidarı devam ettiremeyecek sağın gelişen solu meşru bir ortak olarak görmemesinden dolayı oluşan siyasi tıkanıklık”. Hitler ve Mussolini’nin aynı benzer şartlarda iktidara geldiklerini ifade ediyor. “Anayasal hükümetin tıkanması, kitlesel bir halk seferberliği karşısında kontrolü sağlayamayacakları düşüncesiyle kendilerini tehdit altında hisseden muhafazakâr liderler, ilerleyen bir Sol ve bu sol ile birlikte çalışmayı reddeden sağcı liderler”.
Ve daha da kötüsü: “En önemli değişkenler… Muhafazakâr seçkinlerin faşistlerle çalışmaya meyilli olması ve krizin derinliğinin onları iş birliğine mecbur etmesidir.”
Bu tasvir ürkütücü bir şekilde Kongredeki Cumhuriyetçilerimizin kendilerini buldukları dar geçide benzemektedir. Cumhuriyetçi Parti kendi yaptığı ulusal felaket serisince aşağılanmış, reddedilmiş ve kötü bir statüye itilmiş olmasına rağmen, lider kadrosu yeni seferber olmuş ve yükselen Demokratlarla işbirliği yapmayı tahayyül dahi edememektedir. İktidara gelmek için meşru yollar yeterli olmayınca son umutları tabanlarının aşırı kesimlerini ani vuruş timi olarak kullanarak Amerikan demokrasisini zorla ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Seçimleri veya siyaset mücadelelerini kazanamazlarsa bunu sokaklara taşımaya ve Amerikalıları kaba kuvvetle susturmaya ve yardakçılığa razı etmeye çalışacaklar.
Bu kutsal olmayan ittifak sağlanınca, üçüncü aşama yani tam teşekküllü faşizm hükümeti başlıyor.
Üçüncü Aşama
Bush yıllarında ilerici sağ kanat izleyicileri bunu “faşizm” olarak nitelendirmediler çünkü baksak da Amerikan muhafazakâr seçkinleri ile yükselen ülkede yetişen kalabalıklar arasında ciddi ve güçlü bir ittifakın işaretlerini görmedik. Ana dalga muhafazakâr liderlerin ağzında kısa flörtler şeklinde geçici siyasi ittifaklar, para ilişkileri gibi noktalar gördük. Tamamen şartlara bağlı ve geçici idi. İki taraf da arasında şeffaf bir mesafe bıraktı en azından kamusal alanda. Kapılar arkasında olanı ancak tahmin edebiliriz. Şu gerçek ki asla evli bir çift gibi hareket etmediler.
Şimdi artık tahmin oyunu sona erdi. Dick Armey’in Özgürlük Çalışmaları, Tim Phillips’in Refah için Çalışan Amerikalılar gibi gruplar FOX News’in devasa medya desteğiyle oluşturulduğu şüphe götürmeyen bir gerçek. Şehir efsaneleri yaratan Birther velveleleri gibi şeylerin Kongredeki Cumhuriyetçiler tarafından onaylandığını biliyoruz. Armey’nin kendi profesyonel olarak üretilen sahasında muhafazakâr çeteleri demokratik yönetim sürecini akamete uğratmak için nasıl yetiştirdiğini ve bazılarının binalarını silahlı korumalarla terk etmek zorunda kalacak kadar kamu görevlilerini korkutup tehdit ettiklerini gördük. Cumhuriyetçi Meclis azınlık Lideri John Boehner rahatsız edici videoları alkışlıyor ve “Kongredeki Demokratlar için uzun ve sıcak bir Ağustos’u” dört gölse bekliyor.
Beklediğimiz işaret budur. Amerikanın muhafazakâr seçkinleri açıkça ülkenin huzursuz aşırı sağ eşkıya lejyonlarıyla birbirine karıştı. Açıktan açığa onları vekil tayin ettiler ve Amerika caddelerinde kendilerinin icra kolu olarak hareket etmeleri için güçlendirdiler ve böylece kendilerinin siyasi veya ekonomik tekliflerini yerine getirmeyecek işçiler, liberaller ve kamu görevlilerine sataşma ve yıldırma için kullanıyorlar. Bu, Hitler faşizminin başladığı katalizör noktası ve bunu durdurmak için de son şansımızın olduğu yer.
Sınır noktası
Paxton’a göre, bu üçüncü aşama ittifakının yavaş yavaş ilerlemesi kritik anı oluşturuyor ve işin kötüsü, bu noktaya geldiğiniz zaman bunu durdurmak için de çok geç kalmış oluyorsunuz. Buradan, küçük çaplı eşkıyalıklar işkence, öldürme ve belli grupların sistematik olarak saf dışı edilmesine dönüştükçe, iktidar yapısının en tepesinde halk tarafından yönetilenleri tırmandırıyor. İşçi Bayramından sonra Demokratik senatörler ve temsilciler Washington’a döndüğü zaman onları rahatsız etmek için oluşturulan kalabalıklar aynı taktikleri bulundukları yerlerde rengini, dinini veya siyasi görüşünü beğenmedikleri herkese karşı kullanıyorlar. Bazı yerlerde notlar ve isimler alıyorlar.
Tehlike sınırı nerededir? Paxton bize bunu doğruca gösterecek üç soru soruyor:
1. Yeni veya küçük çaplı faşizmler temel menfaatleri ve duyguları temsil eden partilerde kök salıyor ve siyaset sahnesinde ciddi etkiler gösteriyorlar mı?
2. Ekonomik veya anayasal sistem mevcut otoritelerin görünüşte çözemeyeceği bir tıkanma durumunda mı?
3. Hızlı bir siyasi seferberlik geleneksel seçkinlerin kontrolünü, onları görevde kalabilmeleri için sıkı yardımcılar aramaya itecek noktaya dek tehdit ediyor mu?
Benim tahminime göre, her üç sorunun cevabı da olumlu ve faşizme giden yolda oldukça ileri bir noktadayız.
Önümüzdeki Yol
Tarih bize bu ittifak bir kez gerçekleşirse ve iktidar için başarılı bir teklifte bulunursa bundan kurtuluş yolu yoktur. Son kitabı The Eliminationists (Elemeciler)de Dave Neiwert’in yazdığı gibi, “eğer faşizmi sadece olgun halinde tespit edersek- şiddet ve yıldırma taktiklerinin kullanılması, kitle gösterileri vs.- durdurmak için çok geç olacaktır. ABD’deki otantik popüler bir faşizmin dindar ve Siyah-karşıtı olacağı öngörüsünde bulunan Paxton eğer şirket ve aşırı sağcı alt sınıflar ittifak kurarlarsa çabucak iktidarı elde edip son demokratik hükümet izlerini de yok edebilirler. Bir kez kazanmaya başladılar mı tüm ülke son iki aşamaya girecek ve şimdiyle son nokta arasında hiçbir dur durak tanımayacaktır.
Bizi ne bekliyor? Dördüncü aşamada ikili ülkenin tam kontrolünü ve alt sınıflardan gelenlerle muhafazakâr seçkinlerin kurumları –kilise, ordu, profesyoneller ve zengin iş sınıfı- arasında güç mücadelesini ön görüyorlar. Kim baskın çıkarsa rejimin karakterini o belirliyor. Eğer parti üyeleri kazanırsa devamında otoriter bir polis devleti ortaya çıkabilir. Eğer muhafazakârlar onları kontrol altına alırlarsa, daha geleneksel bir teokrasi, şirketokrasi veya askeri bir rejim zamanla ortaya çıkabilir. Ancak her iki durumda da bu ittifakın ortadan kaldıracağı şey demokrasi olacaktır.
Paxton beşinci aşamayı “radikalleşme veya düzensizlik” olarak betimliyor. Eğer yeni rejim büyük bir askeri başarı sağlarsa radikalleşme daha olasıdır ve sistem yayılma ve geniş çaplı toplumsal mühendislik projeleriyle gücünü sağlamlaştırır (Bkz. Almanya) Radikalleştirici bir olay yoksa düzensizlik başlar ve devlet kendi amaçları içerisinde yozlaşarak tutarsızlaşır (Bkz. İtalya)
Şimdi sağdaki söz dalaşına bakmak ve bunu en gülüncünden bir siyasi tiyatro olarak görmek çok kolaydır. Bu acayip bir kukla gösterisidir. Bu insanlar ciddi olamazlar. Tamam, kızgınlar ancak azınlıklar, iktidarda değiller ve öfke nöbeti geçiriyorlar. Yetişkinler beş yaşındaki kızgın bir çocuk morarıncaya kadar nefesini tutmakla tehdit edince endişeleneceği kadar endişeleneceklerdir.
Maalesef tüm bu gürültü ve atıp tutma aslında tehlikeyi gizliyor. Bu insanlar bir linç kitlesi kadar ciddiler ve ilk adımı da atmış bulunuyorlar. Kendi yerlerini, menfaatlerini ve itibarlarını korumak için onları kullanan ülkenin en güçlü insanlarının desteğiyle birlikte sivil itaatsizliğe kendilerini adayarak daha uzun süre daha mağrur ve daha yüksek sesle bağırarak yürüyebileceklerdir.
Sonuna yaklaştık. En iyi uzmanlarımızın tam teşekküllü faşizmin nerede başladığını anlattıkları noktadayız. Her gün Kongredeki muhafazakârlar, sağ kanatta konuşanlar ve onların gürültülü gözdeleri bizim ülkeyi idare etme kabiliyetimizi durduracaklar ve sonraki gün yavaşça tarihin hiçbir ülkenin geri dönemediğini söylediği final çizgisini geçmiş olacağız.
Peki, nasıl geri çekilebiliriz? Bir sonraki yazımın konusu da bu olacak.
Çeviri: Ayşen Baylak
|
|
|
|
|
 |
|
|
|